|
Tweet |
Bir zamanlar tavuk kümesi olmayan ev, bahçesinde sebze yetiştirmeyen aile neredeyse yoktu. Yumurtasını tavuktan, sütünü hayvandan, domatesini bahçeden alan İnegöllüler, yıllar içinde üretimden uzaklaşıp tüketim toplumuna dönüştü. Bugün ise genç neslin önemli bir bölümü toprağın nasıl işlendiğini, hayvana nasıl bakıldığını ve sofraya gelen birçok ürünün nasıl üretildiğini bilmiyor.
İnegöl’de yıllar önce günlük hayatın doğal bir parçası olan üretim kültürü, zaman içerisinde yerini market alışverişine bıraktı. Geçmişte özellikle kırsal mahallelerde ve bahçeli evlerde yaşayan vatandaşlar, ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü kendi imkânlarıyla karşılıyordu. Evlerin bahçelerinde domates, biber, salatalık ve çeşitli sebzeler yetiştiriliyor; tavuk besleniyor, yumurta alınıyor, birçok evde ise hayvancılıkla uğraşılıyordu.
Sofraya gelen ürün ile toprağın ve hayvanın arasındaki bağ çok daha güçlüydü. Bir evin bahçesinde yetişen domates salata, kümesten alınan yumurta kahvaltıya geliyor, hayvandan elde edilen süt ise yoğurda, peynire veya tereyağına dönüşüyordu. Bugün ise aynı ürünlerin neredeyse tamamı market raflarından satın alınıyor.
ÜRETİMDEN TÜKETİME UZANAN DEĞİŞİM
Kentleşmenin hızlanması, yaşam biçimlerinin değişmesi, bahçeli evlerin azalması ve çalışma hayatının yoğunlaşmasıyla birlikte ev içi üretim de giderek geriledi. Eskiden ailelerin günlük yaşamının bir parçası olan tavuk beslemek, bahçe ekip biçmek veya hayvan bakmak artık birçok kişi için uzak bir uğraş haline geldi. Bugün vatandaşın yumurta almak için kümese, domates almak için bahçeye, süt almak için ahıra gitmesine gerek kalmıyor. İhtiyaç duyduğu ürün birkaç dakikalık market alışverişiyle temin edilebiliyor. Bu durum hayatı kolaylaştırırken, beraberinde üretim kültürünün zayıflaması gibi bir sonucu da ortaya çıkardı.
EN BÜYÜK DEĞİŞİM GENÇLERDE
Yaşanan değişimin en dikkat çekici boyutlarından biri ise genç kuşakta görülüyor. Geçmiş nesillerin çocukluk döneminde öğrendiği birçok temel üretim bilgisi, bugün gençlerin önemli bir bölümü için yabancı hale geldi. Bir tavuğun nasıl besleneceği, yumurtanın nasıl toplandığı, domatesin ne zaman dikileceği, biberin nasıl yetiştirileceği, sütün nasıl yoğurda dönüştürüleceği veya bir hayvanın günlük bakımının nasıl yapılacağı gibi bilgiler artık günlük hayatın doğal bir parçası olmaktan çıktı. Toprağın, hayvanın ve sofranın arasındaki bağ zayıfladı.
“TÜKETİYORUZ AMA NASIL ÜRETİLDİĞİNİ BİLMİYORUZ”
Bugün market raflarında bulunan ürünlerin arkasında büyük bir üretim zinciri bulunuyor. Ancak tüketici açısından bu zincirin ilk halkası çoğu zaman görünmez hale geliyor. Raflarda paketlenmiş yumurtayı, sütü, peyniri veya sebzeyi gören yeni nesil, bu ürünlerin sofraya gelmeden önce geçtiği üretim sürecinden giderek uzaklaşıyor. Bu nedenle mesele yalnızca “Eskiden insanlar tavuk besliyordu, şimdi beslemiyor” meselesi değil. Asıl mesele, toplumun üretimle kurduğu ilişkinin değişmesi olarak göze çarpıyor.
PEKİ ÜRETİM KÜLTÜRÜ YENİDEN KAZANILABİLİR Mİ?
İnegöl gibi tarım ve hayvancılığın geçmişten bugüne önemli bir yere sahip olduğu bir bölgede, üretim kültürünün yeni nesillere aktarılması büyük önem taşıyor. Çocukların ve gençlerin toprağı tanıması, sebzenin nasıl yetiştiğini görmesi, hayvan bakımını öğrenmesi ve üretimin değerini anlaması için ailelerin yanı sıra okullara, yerel yönetimlere ve ilgili kurumlara da önemli görevler düşüyor. Belki de gelecekte yeniden herkesin kendi tavuğunu beslemesi ya da bahçesine domates dikmesi mümkün olmayacak. Ancak üreten insanın kıymetini bilen, toprağın değerini anlayan ve tükettiği ürünün nasıl üretildiğini bilen bir nesil yetiştirmek mümkün.
